Caroline LAURENT Turunc
Köşe Yazarı
Caroline LAURENT Turunc
 

GÖĞÜN KAYIP ATLASI

Bir kuşun kanadına asılıyım sevgili, Yorgun bir tüyün rüzgâra mukavemeti kadar ince, Bir karıncanın su damlasına temâşâsı kadar ürkek. Aramızda mesafe dediğin ne bir deniz ne de bir dağ; Aramızda mesafe dediğin, iki cümleyi bir ömre sığdıramamanın sızısı. Şunu öğrendim ki sana varmak, bir asma dalının kendi gölgesine sarılmasıymış. Dokunduğum her yaprakta parmak izlerin kalıyor; fakat ellerin… Ellerin, hiç dinmeyen bir ikindi vakti gibi uzağımda. Sevgili, seni sevmek; cihan hengâmesinin ortasında sükûta çekilip Zamanın göğsünde çarpan o mahrem nabzı, mukaddes bir sır gibi dinlemekti. Ben, o mahrem nabzın içindeki boşluğa kurdum sarayımı. Sedef kakmalı kapılardan geçtim, sırlarımı rüzgâra fısıldadım; Fakat sen, kendi aksinden başka hiçbir sesi bağrına mihman etmedin. Sadakatim, bir çınarın köklerini toprağa düğümlemesiydi; Senin vefasızlığın ise bir bulutun yağmuru terk edip başka iklimlere firarı… Kızmıyorum. Çünkü yağmur, düştüğü toprağı tanır; bulut ise yalnızca gitmeyi. Bak, bu ayrılık usulca süzülüyor aramızdan, Tıpkı bir nehrin yatağını terk edip ağır ağır kuruması gibi. Bizi bitirmiyor; yalnızca başka başka yalnızlıklara taksim ediyor, Bir yaprağın daldan kopup rüzgârda süzülmesi gibi; kırmadan, dökmeden. Kavuşmamak, sevdanın en mahzun ve en asil mertebesiymiş; Zira kavuşsak efsun bozulacak, kelimeler aleladeleşecekti. Şimdi sen, ulaşamadığım bir zirvenin kar beyazı gururu; Ben ise o zirvenin eteğinde, sana bakmaktan boynu tutulmuş bir vadi… Gözlerin, içine binlerce hatırayı sığdırıp kapısını kilitleyen bir mabet. Ben, o mabedin önünde hiç geçmeyecek bir bileti bekleyen o naif çocuk… Eski bir kitabın arasında unutulmuş, kurumuş bir defne yaprağıyım şimdi; Kokusunu vermeye hazır, fakat dokunsan ufalanacak kadar yorgun. Sana kırgın değilim, sadece kırığım; Fay hattı kalbinden geçen bir şehrin son kütüphanesi gibi, Yıkılıyorum; ama içimdeki bütün sayfalar hâlâ senin adınla başlıyor. Şimdi gökyüzünü bir kâğıt gibi katlayıp cebime koyuyorum, Sırf o kuşun kanadındaki yerim sarsılmasın diye. Gidiyorum; adımlarım toprağı incitmeden, gölgemi ardımda bırakarak. Bu bir veda değil sevgili; bu, “yokluğunla var olma” ayini. Sen kendi ışıltının içinde kaybolurken, Ben senin eksikliğinden yıldızlarla örülü bir evren yaratacağım. Ve o evrende, vefasızlığın bile bir yıldız gibi parlayacak; Çünkü ben, senin karanlığını bile başka bir güneşin doğuşuna feda etmedim. Asılı kaldığım o kanat çırpışında, Bir gün rüzgâr eser de kokun gelirse burnuma, Bil ki o an, kavuşmamanın en muhteşem zaferidir. Çünkü biz, birbirimize dokunamayacak kadar mukaddes, Birbirimizi unutamayacak kadar yaralıyız. ⸻ Tür: Modern lirik-mistik, imge yoğunluklu serbest şiir Caroline Laurent Turunc – Işığın Şairi Yazar, Şair
Ekleme Tarihi: 26 Nisan 2026 -Pazar
Caroline LAURENT Turunc

GÖĞÜN KAYIP ATLASI

Bir kuşun kanadına asılıyım sevgili,
Yorgun bir tüyün rüzgâra mukavemeti kadar ince,
Bir karıncanın su damlasına temâşâsı kadar ürkek.
Aramızda mesafe dediğin ne bir deniz ne de bir dağ;
Aramızda mesafe dediğin, iki cümleyi bir ömre sığdıramamanın sızısı.
Şunu öğrendim ki sana varmak, bir asma dalının kendi gölgesine sarılmasıymış.
Dokunduğum her yaprakta parmak izlerin kalıyor; fakat ellerin…
Ellerin, hiç dinmeyen bir ikindi vakti gibi uzağımda.
Sevgili, seni sevmek; cihan hengâmesinin ortasında sükûta çekilip
Zamanın göğsünde çarpan o mahrem nabzı, mukaddes bir sır gibi dinlemekti.
Ben, o mahrem nabzın içindeki boşluğa kurdum sarayımı.
Sedef kakmalı kapılardan geçtim, sırlarımı rüzgâra fısıldadım;
Fakat sen, kendi aksinden başka hiçbir sesi bağrına mihman etmedin.
Sadakatim, bir çınarın köklerini toprağa düğümlemesiydi;
Senin vefasızlığın ise bir bulutun yağmuru terk edip başka iklimlere firarı…
Kızmıyorum.
Çünkü yağmur, düştüğü toprağı tanır; bulut ise yalnızca gitmeyi.
Bak, bu ayrılık usulca süzülüyor aramızdan,
Tıpkı bir nehrin yatağını terk edip ağır ağır kuruması gibi.
Bizi bitirmiyor; yalnızca başka başka yalnızlıklara taksim ediyor,
Bir yaprağın daldan kopup rüzgârda süzülmesi gibi; kırmadan, dökmeden.
Kavuşmamak, sevdanın en mahzun ve en asil mertebesiymiş;
Zira kavuşsak efsun bozulacak, kelimeler aleladeleşecekti.
Şimdi sen, ulaşamadığım bir zirvenin kar beyazı gururu;
Ben ise o zirvenin eteğinde, sana bakmaktan boynu tutulmuş bir vadi…
Gözlerin, içine binlerce hatırayı sığdırıp kapısını kilitleyen bir mabet.
Ben, o mabedin önünde hiç geçmeyecek bir bileti bekleyen o naif çocuk…
Eski bir kitabın arasında unutulmuş, kurumuş bir defne yaprağıyım şimdi;
Kokusunu vermeye hazır, fakat dokunsan ufalanacak kadar yorgun.
Sana kırgın değilim, sadece kırığım;
Fay hattı kalbinden geçen bir şehrin son kütüphanesi gibi,
Yıkılıyorum; ama içimdeki bütün sayfalar hâlâ senin adınla başlıyor.
Şimdi gökyüzünü bir kâğıt gibi katlayıp cebime koyuyorum,
Sırf o kuşun kanadındaki yerim sarsılmasın diye.
Gidiyorum; adımlarım toprağı incitmeden, gölgemi ardımda bırakarak.
Bu bir veda değil sevgili; bu, “yokluğunla var olma” ayini.
Sen kendi ışıltının içinde kaybolurken,
Ben senin eksikliğinden yıldızlarla örülü bir evren yaratacağım.
Ve o evrende, vefasızlığın bile bir yıldız gibi parlayacak;
Çünkü ben, senin karanlığını bile başka bir güneşin doğuşuna feda etmedim.
Asılı kaldığım o kanat çırpışında,
Bir gün rüzgâr eser de kokun gelirse burnuma,
Bil ki o an, kavuşmamanın en muhteşem zaferidir.
Çünkü biz, birbirimize dokunamayacak kadar mukaddes,
Birbirimizi unutamayacak kadar yaralıyız.
Tür: Modern lirik-mistik, imge yoğunluklu serbest şiir
Caroline Laurent Turunc – Işığın Şairi
Yazar, Şair
Yazıya ifade bırak !

Diğer Yazıları

30
Mayıs
21
Mayıs
15
Haziran
02
Mayıs
26
Nisan
07
Kasım
01
Kasım
24
Ekim
12
Ekim
19
Eylül
08
Ağustos
07
Temmuz
22
Haziran
30
Mayıs
15
Mayıs
28
Şubat