Bir kuşun kanadına asılıyım sevgili,
Yorgun bir tüyün rüzgâra mukavemeti kadar ince,
Bir karıncanın su damlasına temâşâsı kadar ürkek.
Aramızda mesafe dediğin ne bir deniz ne de bir dağ;
Aramızda mesafe dediğin, iki cümleyi bir ömre sığdıramamanın sızısı.
Şunu öğrendim ki sana varmak, bir asma dalının kendi gölgesine sarılmasıymış.
Dokunduğum her yaprakta parmak izlerin kalıyor; fakat ellerin…
Ellerin, hiç dinmeyen bir ikindi vakti gibi uzağımda.
Sevgili, seni sevmek; cihan hengâmesinin ortasında sükûta çekilip
Zamanın göğsünde çarpan o mahrem nabzı, mukaddes bir sır gibi dinlemekti.
Ben, o mahrem nabzın içindeki boşluğa kurdum sarayımı.
Sedef kakmalı kapılardan geçtim, sırlarımı rüzgâra fısıldadım;
Fakat sen, kendi aksinden başka hiçbir sesi bağrına mihman etmedin.
Sadakatim, bir çınarın köklerini toprağa düğümlemesiydi;
Senin vefasızlığın ise bir bulutun yağmuru terk edip başka iklimlere firarı…
Kızmıyorum.
Çünkü yağmur, düştüğü toprağı tanır; bulut ise yalnızca gitmeyi.
Bak, bu ayrılık usulca süzülüyor aramızdan,
Tıpkı bir nehrin yatağını terk edip ağır ağır kuruması gibi.
Bizi bitirmiyor; yalnızca başka başka yalnızlıklara taksim ediyor,
Bir yaprağın daldan kopup rüzgârda süzülmesi gibi; kırmadan, dökmeden.
Kavuşmamak, sevdanın en mahzun ve en asil mertebesiymiş;
Zira kavuşsak efsun bozulacak, kelimeler aleladeleşecekti.
Şimdi sen, ulaşamadığım bir zirvenin kar beyazı gururu;
Ben ise o zirvenin eteğinde, sana bakmaktan boynu tutulmuş bir vadi…
Gözlerin, içine binlerce hatırayı sığdırıp kapısını kilitleyen bir mabet.
Ben, o mabedin önünde hiç geçmeyecek bir bileti bekleyen o naif çocuk…
Eski bir kitabın arasında unutulmuş, kurumuş bir defne yaprağıyım şimdi;
Kokusunu vermeye hazır, fakat dokunsan ufalanacak kadar yorgun.
Sana kırgın değilim, sadece kırığım;
Fay hattı kalbinden geçen bir şehrin son kütüphanesi gibi,
Yıkılıyorum; ama içimdeki bütün sayfalar hâlâ senin adınla başlıyor.
Şimdi gökyüzünü bir kâğıt gibi katlayıp cebime koyuyorum,
Sırf o kuşun kanadındaki yerim sarsılmasın diye.
Gidiyorum; adımlarım toprağı incitmeden, gölgemi ardımda bırakarak.
Bu bir veda değil sevgili; bu, “yokluğunla var olma” ayini.
Sen kendi ışıltının içinde kaybolurken,
Ben senin eksikliğinden yıldızlarla örülü bir evren yaratacağım.
Ve o evrende, vefasızlığın bile bir yıldız gibi parlayacak;
Çünkü ben, senin karanlığını bile başka bir güneşin doğuşuna feda etmedim.
Asılı kaldığım o kanat çırpışında,
Bir gün rüzgâr eser de kokun gelirse burnuma,
Bil ki o an, kavuşmamanın en muhteşem zaferidir.
Çünkü biz, birbirimize dokunamayacak kadar mukaddes,
Birbirimizi unutamayacak kadar yaralıyız.
⸻
Tür: Modern lirik-mistik, imge yoğunluklu serbest şiir
Caroline Laurent Turunc – Işığın Şairi
Yazar, Şair
