Deniz Kıte
Köşe Yazarı
Deniz Kıte
 

Bazen Bir İnsan Hem Doğru Hem Yanlıştır

İnsanlar hep “doğru insanı” ararlar. Bir ilişki bittiğinde ise çoğu zaman geriye dönüp, “Benim için yanlış insandı” derler.   Oysa hayatımıza giren bazı insanlar için bu kadar kesin bir ayrım yapmak mümkün değildir.   Bazen bir insan bizim için hem doğru hem de yanlıştır.   Yanlıştır; çünkü bizi üzer. İncitir. Yaptıkları ya da söyledikleri tahammül sınırlarımızı zorlar. Aynı şeyler tekrar tekrar yaşanır ve bir süre sonra kendimizi değersiz, sevilmiyor ya da görülmüyor hissederiz. Verdiğimiz emeğin karşılığını alamadığımızı düşünürüz.   Bazen aldatılırız. Bazen bize yalan söylenir. Bazen karşımızdaki insanın değişmeyeceğini aslında çoktan biliriz. Onun bazı davranışlarından vazgeçmeyeceğini; bizim de bu davranışlar karşısında hissettiklerimizin kolay kolay değişmeyeceğini biliriz.    Bizi aldattığında yine üzüleceğimizi biliriz mesela. Ne kadar söz verirse versin, aynı şeyi yeniden yapabileceğini de biliriz. Belki çok hızlı karar veren, dürtüleriyle hareket eden biridir. Belki önüne çıkan hemen herkesle flört eder. Bunun bize acı verdiğini biliriz.   Ama yine de bazen kendimizi kandırmaya devam ederiz.   “Onunla gerçekten bir şey yaşamıyor.” “Aslında sadece ilgisini çekiyor.” “Bu kez farklı olacak.” “Beni seviyor ama sevgisini göstermeyi bilmiyor.”   Karşımızdakinin bize söylediği yalanlardan önce, bazen kendi kendimize söylediğimiz yalanların içinde yaşamaya başlarız. Ve böylece aynı acının etrafında dönüp dururuz. Bütün bunlar yanlıştır. Ama işin tuhaf tarafı şudur:   Bazen bütün bu yanlışlar, hayatımızda çok doğru bir şeye hizmet eder. Çünkü bazı insanlar bize sevgiyi öğretmek için değil, kendimizi öğretmek için gelirler.   Yaşadığımız acının biraz daha derinine inmeyi başarabilirsek, karşımızdaki insanın bize yalnızca ne yaptığını değil, bizim neden bütün bunların içinde kalmaya devam ettiğimizi de görmeye başlarız.   Neden kendimizden vazgeçtik? Neden görülmek için bu kadar uğraştık? Neden sevilmek adına kabul etmememiz gereken şeyleri kabul ettik? Neden bildiğimiz bir gerçeği değiştirebilmek için kendimize başka hikâyeler anlattık?   Ve belki de asıl dönüşüm tam burada başlar?   Çünkü o insan sayesinde kendimize yeniden değer vermeyi öğrenebiliriz. Kendimizi yeniden sevmeyi, hayatımızın anlamını yalnızca bir başka insanın varlığına bağlamamayı, yeni yollar bulmayı, başka hayaller kurmayı, belki de uzun zamandır unuttuğumuz bir şeyi yeniden hatırlamayı ve özgür olmayı keşfedebiliriz!   Bu nedenle bir insanın hayatımızda çok güzel şeyler yaşatmış olması, onun mutlaka bizim için “doğru insan” olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bize çok büyük acılar yaşatmış olması da onun hayatımızdaki varlığının bütünüyle “yanlış” olduğu anlamına gelmeyebilir.   Bazı insanlar kalmak için doğru değildir. Ama bizi değiştirmek için doğrudur. Bazı insanlar birlikte yaşlanacağımız insanlar değildir; fakat kim olduğumuzu yeniden hatırlamamızı sağlayan insanlardır.   Belki mesele hayatımıza giren insanları sürekli “doğru” ve “yanlış” diye ayırmak değildir. Belki asıl mesele şunu görebilmektir: “Bu insanın hayatımdaki doğru tarafı neydi ve artık benim için yanlış olan tarafı ne?”   Bunu gerçekten görebildiğimizde, geçmişimizi inkâr etmek zorunda kalmayız. Yaşanan güzel şeyleri küçültmeyiz. Çektiğimiz acıyı da romantikleştirmeyiz. Sadece ikisini birbirinden ayırmayı öğreniriz. Doğru olanlara teşekkür ederiz. Yanlış olanlara veda ederiz.   Ve bazen bir insandan vazgeçmek yerine, aslında onunla birlikte tekrar tekrar yaşadığımız eski halimizden vazgeçtiğimizi fark ederiz. İşte o zaman bir son, yalnızca bir son olmaktan çıkar. Yeni bir hayatın başlangıcına dönüşür.
Ekleme Tarihi: 09 Ağustos 2026 -Pazar
Deniz Kıte

Bazen Bir İnsan Hem Doğru Hem Yanlıştır

İnsanlar hep “doğru insanı” ararlar. Bir ilişki bittiğinde ise çoğu zaman geriye dönüp, “Benim için yanlış insandı” derler.
 
Oysa hayatımıza giren bazı insanlar için bu kadar kesin bir ayrım yapmak mümkün değildir.
 
Bazen bir insan bizim için hem doğru hem de yanlıştır.
 
Yanlıştır; çünkü bizi üzer. İncitir. Yaptıkları ya da söyledikleri tahammül sınırlarımızı zorlar. Aynı şeyler tekrar tekrar yaşanır ve bir süre sonra kendimizi değersiz, sevilmiyor ya da görülmüyor hissederiz. Verdiğimiz emeğin karşılığını alamadığımızı düşünürüz.
 
Bazen aldatılırız. Bazen bize yalan söylenir. Bazen karşımızdaki insanın değişmeyeceğini aslında çoktan biliriz. Onun bazı davranışlarından vazgeçmeyeceğini; bizim de bu davranışlar karşısında hissettiklerimizin kolay kolay değişmeyeceğini biliriz. 
 
Bizi aldattığında yine üzüleceğimizi biliriz mesela. Ne kadar söz verirse versin, aynı şeyi yeniden yapabileceğini de biliriz. Belki çok hızlı karar veren, dürtüleriyle hareket eden biridir. Belki önüne çıkan hemen herkesle flört eder. Bunun bize acı verdiğini biliriz.
 
Ama yine de bazen kendimizi kandırmaya devam ederiz.
 
“Onunla gerçekten bir şey yaşamıyor.”
“Aslında sadece ilgisini çekiyor.”
“Bu kez farklı olacak.”
“Beni seviyor ama sevgisini göstermeyi bilmiyor.”
 
Karşımızdakinin bize söylediği yalanlardan önce, bazen kendi kendimize söylediğimiz yalanların içinde yaşamaya başlarız. Ve böylece aynı acının etrafında dönüp dururuz. Bütün bunlar yanlıştır. Ama işin tuhaf tarafı şudur:
 
Bazen bütün bu yanlışlar, hayatımızda çok doğru bir şeye hizmet eder. Çünkü bazı insanlar bize sevgiyi öğretmek için değil, kendimizi öğretmek için gelirler.
 
Yaşadığımız acının biraz daha derinine inmeyi başarabilirsek, karşımızdaki insanın bize yalnızca ne yaptığını değil, bizim neden bütün bunların içinde kalmaya devam ettiğimizi de görmeye başlarız.
 
Neden kendimizden vazgeçtik?
Neden görülmek için bu kadar uğraştık?
Neden sevilmek adına kabul etmememiz gereken şeyleri kabul ettik?
Neden bildiğimiz bir gerçeği değiştirebilmek için kendimize başka hikâyeler anlattık?
 
Ve belki de asıl dönüşüm tam burada başlar?
 
Çünkü o insan sayesinde kendimize yeniden değer vermeyi öğrenebiliriz. Kendimizi yeniden sevmeyi, hayatımızın anlamını yalnızca bir başka insanın varlığına bağlamamayı, yeni yollar bulmayı, başka hayaller kurmayı, belki de uzun zamandır unuttuğumuz bir şeyi yeniden hatırlamayı ve özgür olmayı keşfedebiliriz!
 
Bu nedenle bir insanın hayatımızda çok güzel şeyler yaşatmış olması, onun mutlaka bizim için “doğru insan” olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bize çok büyük acılar yaşatmış olması da onun hayatımızdaki varlığının bütünüyle “yanlış” olduğu anlamına gelmeyebilir.
 
Bazı insanlar kalmak için doğru değildir. Ama bizi değiştirmek için doğrudur. Bazı insanlar birlikte yaşlanacağımız insanlar değildir; fakat kim olduğumuzu yeniden hatırlamamızı sağlayan insanlardır.
 
Belki mesele hayatımıza giren insanları sürekli “doğru” ve “yanlış” diye ayırmak değildir. Belki asıl mesele şunu görebilmektir: “Bu insanın hayatımdaki doğru tarafı neydi ve artık benim için yanlış olan tarafı ne?”
 
Bunu gerçekten görebildiğimizde, geçmişimizi inkâr etmek zorunda kalmayız. Yaşanan güzel şeyleri küçültmeyiz. Çektiğimiz acıyı da romantikleştirmeyiz. Sadece ikisini birbirinden ayırmayı öğreniriz. Doğru olanlara teşekkür ederiz. Yanlış olanlara veda ederiz.
 
Ve bazen bir insandan vazgeçmek yerine, aslında onunla birlikte tekrar tekrar yaşadığımız eski halimizden vazgeçtiğimizi fark ederiz. İşte o zaman bir son, yalnızca bir son olmaktan çıkar. Yeni bir hayatın başlangıcına dönüşür.
Yazıya ifade bırak !