Deniz Kıte
Köşe Yazarı
Deniz Kıte
 

Saygı Sözcüklerde Değil, Davranışlardadır

Bir zaman önce, yöneticilerle dolu kalabalık bir toplantıda ilginç bir deneyim yaşadım. Bir rektör beni eleştiriyordu. Toplantıdaki birçok kişi de farklı konularda görüşlerini dile getiriyordu. Sonra aynı rektör, benim daha önce kendisine gönderdiğim bir e-postayı açtı ve tek tek okumaya başladı. "Bunda Deniz Hanım haklı." "Bunda da haklı." "Burada da doğru söylüyor." Neredeyse yazdığım her madde için bana hak verdi. Konuşması bittikten sonra kendisine sadece bir soru sordum: "Peki hocam, sizi rahatsız eden şey ne?" Cevabı çok ilginçti. "Bana yazarken 'Sevgili Hocam' demeyeceksiniz. ‘Sayın Rektör Hocam' diyeceksiniz. Yazının sonuna da 'Arz ederim' yazacaksınız." "Tamam. Eğer sizi rahatsız eden tek şey buysa ve diğer bütün konularda bana hak veriyorsanız, bundan sonra size öyle hitap ederim." dedim. Gerçekten de öyle yaptım. Ama o gün çok önemli bir şeyi fark ettim. Kendisine "Sevgili Hocam" dediğim dönemde gerçekten saygı duyuyordum. "Sayın Rektör Hoca" demeye başladığım andan itibaren ise aynı içten saygıyı artık hiç hissedemedim. Çünkü saygı, kelimelerin içinde yaşamıyordu. Saygı, insanın içinde ya vardı ya da yoktu. Ben hiçbir peygamberden söz ederken sürekli "Hazreti" ifadesini kullanan biri değilim. İsimlerini söylerim. Fakat aynı zamanda biliyorum ki bir gün Kâbe'ye gitsem, Kâbe'ye tepeden bakan bir otel odasında kalmayı asla tercih etmem. Çünkü bir dinin "Allah’ın Evi" kabul ettiği yere tepeden bakmamak benim için saygının ifadesidir. Aynı nedenle, "Peygamberi ayağa getiren" diyerek bir peygamberi aşağılayan ticari ürünler üretmeyi, dini duyguları maddi veya manevi kazanç aracına dönüştürmeyi ya da kutsal kabul edilen değerlere gösteriş uğruna zarar vermeyi de doğru bulmam. Saygı bazen yüksek sesle söylenen cümlelerde değil, sessizce vazgeçtiğimiz tercihlerde ortaya çıkar. Yanımda çalışan iki genç arkadaşım işe başladıklarında bana nasıl hitap etmeleri gerektiğini sordular. “Deniz deyin." dedim.  Benim için en doğal olan buydu. Fakat yaş farkımız ve bulunduğumuz görevler nedeniyle bana bir türlü "Deniz" diyemediler. Bunun yerine sürekli "Madam" demeyi tercih ettiler. Oysa benim için bunun hiçbir önemi yok.  Bana nasıl hitap ettikleri değil; birlikte yaptığımız işe ne kadar özen gösterdikleri önemlidir. Verdiğim bir görevi sahiplenmeleri, sözlerinin arkasında durmaları, işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışmaları ve günün sonunda hep birlikte "Bugün gerçekten iyi bir iş çıkardık." diyebilmemiz, benim gözümde gerçek saygıdır.    İnsanlar, istedikleri kadar unvan kullansınlar; eğer yaptıkları işe özen göstermiyorlarsa, orada ne saygı vardır ne de bağlılık. Ve oğlumun "En yüksek saygı, dürüstlüktür!" sözü bence herkesin kulağına küpe olmalıdır. Atatürk'e duyulan saygının temelinde de tam olarak bu vardır. O, unvanlarını talep ederek değil, hak ederek aldı. Başkomutandı; çünkü gerçekten ordunun başında savaştı. Cumhurbaşkanıydı; çünkü yeni bir devlet kurdu. Sanatı yalnızca öven konuşmalar yapmadı; sanatın gelişmesi için kurumlar oluşturdu. Spordan söz etmekle yetinmedi; sporun içinde oldu ve gençliğe bunu miras bıraktı. Doğayı korumaktan bahsetti ama bununla yetinmedi. Bir bataklığı Atatürk Orman Çiftliği'ne dönüştürdü. Sırf bir ağacı kesmemek için bir köşkü raylar üzerinde taşıttı. Bugün "sıfır atık", "çevre bilinci" ya da "sürdürülebilirlik" gibi kavramları sıkça duyuyoruz. Atatürk bunları slogan hâline getirmedi. Yaptıkları zaten söylediklerinden daha güçlüydü. Ve milletine karşı dürüsttü! İşte bu yüzden aradan geçen onca yıla rağmen saygı görmeye devam ediyor. Çünkü söyledikleriyle yaptıkları arasında hiçbir mesafe yoktu. Gerçek saygı makamdan doğmaz; atanmış olmaktan veya insanın elindeki güçten de doğmaz. Saygı, insanın karakterinden doğar; sözüyle eylemi birbirini tamamlayan insanlar saygı kazanır. Çünkü onlara herkes güvenir.  Güvenilir olmak, saygının olmazsa olmazıdır! Saygıyı zorla isteyemezsiniz. Kimseye "Bana saygı duy." diyemezsiniz. Çünkü saygı emirle oluşmaz, unvanla satın alınmaz, protokolle inşa edilmez; içten gelir. Sevgi gibi… Fakat sevgiden de farklıdır. Bir insanı sevmeyebilirsiniz. Fikirlerini benimsemeyebilirsiniz. Aynı dünya görüşünü paylaşmayabilirsiniz. Ama yine de ona saygı duyabilirsiniz. Çünkü saygı, karşımızdakinin kim olduğundan çok, bizim nasıl bir insan olduğumuzla ilgilidir. Bu yüzden gerçek saygı kelimelerde değil, davranışlarda yaşar. İnsanların size ne dediği unutulur; ama koşullar ne olursa olsun nasıl davrandığınız, geride bıraktığınız en güçlü iz olur.
Ekleme Tarihi: 07 Ağustos 2026 -Cuma
Deniz Kıte

Saygı Sözcüklerde Değil, Davranışlardadır

Bir zaman önce, yöneticilerle dolu kalabalık bir toplantıda ilginç bir deneyim yaşadım. Bir rektör beni eleştiriyordu. Toplantıdaki birçok kişi de farklı konularda görüşlerini dile getiriyordu. Sonra aynı rektör, benim daha önce kendisine gönderdiğim bir e-postayı açtı ve tek tek okumaya başladı.

"Bunda Deniz Hanım haklı."
"Bunda da haklı."
"Burada da doğru söylüyor."

Neredeyse yazdığım her madde için bana hak verdi. Konuşması bittikten sonra kendisine sadece bir soru sordum:

"Peki hocam, sizi rahatsız eden şey ne?"

Cevabı çok ilginçti.

"Bana yazarken 'Sevgili Hocam' demeyeceksiniz. ‘Sayın Rektör Hocam' diyeceksiniz. Yazının sonuna da 'Arz ederim' yazacaksınız."

"Tamam. Eğer sizi rahatsız eden tek şey buysa ve diğer bütün konularda bana hak veriyorsanız, bundan sonra size öyle hitap ederim." dedim.

Gerçekten de öyle yaptım. Ama o gün çok önemli bir şeyi fark ettim. Kendisine "Sevgili Hocam" dediğim dönemde gerçekten saygı duyuyordum. "Sayın Rektör Hoca" demeye başladığım andan itibaren ise aynı içten saygıyı artık hiç hissedemedim. Çünkü saygı, kelimelerin içinde yaşamıyordu. Saygı, insanın içinde ya vardı ya da yoktu.

Ben hiçbir peygamberden söz ederken sürekli "Hazreti" ifadesini kullanan biri değilim. İsimlerini söylerim. Fakat aynı zamanda biliyorum ki bir gün Kâbe'ye gitsem, Kâbe'ye tepeden bakan bir otel odasında kalmayı asla tercih etmem. Çünkü bir dinin "Allah’ın Evi" kabul ettiği yere tepeden bakmamak benim için saygının ifadesidir.
Aynı nedenle, "Peygamberi ayağa getiren" diyerek bir peygamberi aşağılayan ticari ürünler üretmeyi, dini duyguları maddi veya manevi kazanç aracına dönüştürmeyi ya da kutsal kabul edilen değerlere gösteriş uğruna zarar vermeyi de doğru bulmam.

Saygı bazen yüksek sesle söylenen cümlelerde değil, sessizce vazgeçtiğimiz tercihlerde ortaya çıkar.

Yanımda çalışan iki genç arkadaşım işe başladıklarında bana nasıl hitap etmeleri gerektiğini sordular.

“Deniz deyin." dedim. 

Benim için en doğal olan buydu. Fakat yaş farkımız ve bulunduğumuz görevler nedeniyle bana bir türlü "Deniz" diyemediler. Bunun yerine sürekli "Madam" demeyi tercih ettiler. Oysa benim için bunun hiçbir önemi yok. 

Bana nasıl hitap ettikleri değil; birlikte yaptığımız işe ne kadar özen gösterdikleri önemlidir. Verdiğim bir görevi sahiplenmeleri, sözlerinin arkasında durmaları, işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışmaları ve günün sonunda hep birlikte "Bugün gerçekten iyi bir iş çıkardık." diyebilmemiz, benim gözümde gerçek saygıdır.   

İnsanlar, istedikleri kadar unvan kullansınlar; eğer yaptıkları işe özen göstermiyorlarsa, orada ne saygı vardır ne de bağlılık. Ve oğlumun "En yüksek saygı, dürüstlüktür!" sözü bence herkesin kulağına küpe olmalıdır.

Atatürk'e duyulan saygının temelinde de tam olarak bu vardır.

O, unvanlarını talep ederek değil, hak ederek aldı. Başkomutandı; çünkü gerçekten ordunun başında savaştı. Cumhurbaşkanıydı; çünkü yeni bir devlet kurdu. Sanatı yalnızca öven konuşmalar yapmadı; sanatın gelişmesi için kurumlar oluşturdu. Spordan söz etmekle yetinmedi; sporun içinde oldu ve gençliğe bunu miras bıraktı. Doğayı korumaktan bahsetti ama bununla yetinmedi. Bir bataklığı Atatürk Orman Çiftliği'ne dönüştürdü. Sırf bir ağacı kesmemek için bir köşkü raylar üzerinde taşıttı.
Bugün "sıfır atık", "çevre bilinci" ya da "sürdürülebilirlik" gibi kavramları sıkça duyuyoruz. Atatürk bunları slogan hâline getirmedi. Yaptıkları zaten söylediklerinden daha güçlüydü. Ve milletine karşı dürüsttü! İşte bu yüzden aradan geçen onca yıla rağmen saygı görmeye devam ediyor. Çünkü söyledikleriyle yaptıkları arasında hiçbir mesafe yoktu.

Gerçek saygı makamdan doğmaz; atanmış olmaktan veya insanın elindeki güçten de doğmaz. Saygı, insanın karakterinden doğar; sözüyle eylemi birbirini tamamlayan insanlar saygı kazanır. Çünkü onlara herkes güvenir. 

Güvenilir olmak, saygının olmazsa olmazıdır! Saygıyı zorla isteyemezsiniz. Kimseye "Bana saygı duy." diyemezsiniz. Çünkü saygı emirle oluşmaz, unvanla satın alınmaz, protokolle inşa edilmez; içten gelir. Sevgi gibi… Fakat sevgiden de farklıdır. Bir insanı sevmeyebilirsiniz. Fikirlerini benimsemeyebilirsiniz. Aynı dünya görüşünü paylaşmayabilirsiniz. Ama yine de ona saygı duyabilirsiniz. Çünkü saygı, karşımızdakinin kim olduğundan çok, bizim nasıl bir insan olduğumuzla ilgilidir. Bu yüzden gerçek saygı kelimelerde değil, davranışlarda yaşar.

İnsanların size ne dediği unutulur; ama koşullar ne olursa olsun nasıl davrandığınız, geride bıraktığınız en güçlü iz olur.

Yazıya ifade bırak !