Deprem olunca toplanma alanı arıyoruz.
Sel olunca yüksek yerlere çıkıyoruz.
Ekonomi daralınca tasarrufa gidiyoruz.
Peki bir toplum içten içe çökerken ne yapıyoruz?
Hiçbir şey.
Çünkü bu kriz haber bültenlerine “son dakika” olarak düşmüyor.
Sokaklarda siren çalmıyor.
Ama bir ülke yavaş yavaş iç enerjisini kaybediyor.
Türkiye’nin bugün en büyük görünmeyen tehlikesi su krizi değil.
Enerji krizi değil.
Siyasi kriz de değil.
En büyük risk: Toplumsal vazgeçiş.
İnsanlar Artık Kızmıyor, Vazgeçiyor
Bir dönem insanlar tepki verirdi.
Şimdi susuyor.
Bir dönem gençler hayal kurardı.
Şimdi “zaten olmaz” diyor.
Bir dönem insanlar değiştirmek isterdi.
Şimdi sadece idare ediyor.
Tehlike tam burada başlıyor.
Çünkü bir toplum öfkeliyken hâlâ canlıdır.
Ama vazgeçtiğinde, içten içe çözülür.
Ve çözülme sessiz olur.
Ruhsal Afetin Belirtileri
Gençlerde kronik gelecek kaygısı.
30’lu yaşlarda tükenmişlik.
40’lı yaşlarda kabullenilmiş yorgunluk.
Çocuklarda erken büyüyen endişe.
İnsanlar artık daha az risk alıyor.
Daha az üretmek istiyor.
Daha az hayal kuruyor.
En çarpıcı gösterge şu:
İyilik görünce şaşırıyoruz.
Normal olan iyilikti.
Şimdi istisna gibi geliyor.
Bu alarmdır.
Bu Bir Ekonomik Değil, Psikolojik Kırılma
Ekonomik kriz düzelir.
Altyapı onarılır.
Politika değişir.
Ama bir toplumun umut kası zayıflarsa,
onu yeniden güçlendirmek kuşak alır.
Umut bir duygu değildir.
Bir kalkınma enerjisidir.
İnanmayan toplum yatırım yapmaz.
Güvenmeyen toplum üretmez.
Hayal kurmayan toplum yenilik çıkarmaz.
Ve en tehlikelisi:
Reflekslerini kaybeder.
Asıl Afet Bu
Afet sadece yer kabuğunun kırılması değildir.
Toplumsal dayanıklılığın kırılmasıdır.
Ruhsal çöküş başladığında:
Beyin göçü artar.
Nitelikli insanlar sessizce uzaklaşır.
Kalanlar minimum enerjiyle yaşamaya başlar.
Toplum sıradanlığa razı olur.
Bu bir çığ değildir.
Bu yavaş eriyen bir buzuldur.
Ve en tehlikelisi:
Gürültüsüz ilerler.
Diyeceksiniz ki…
“Abartıyorsun.”
“Her dönem böyleydi.”
“Gençler zaten hep umutsuzdu.”
Keşke öyle olsa.
Ama bugün farklı olan şu:
Yorgunluk geçici değil, kalıcılaşıyor.
Kaygı dönemsel değil, karaktere dönüşüyor.
Vazgeçiş bireysel değil, yaygınlaşıyor.
Bir sabah uyanıp gençlerin artık hiçbir şeye heyecan duymadığını,
çalışanların sadece günü kurtardığını,
çocukların hayal yerine kaygı kurduğunu fark ettiğimizde…
İşte o gün geç olabilir.
Bu yazı bir kehanet değil.
Bir alarmdır.
Peki Ne Yapacağız?
Önce inkâr etmeyeceğiz.
Ruh sağlığını lüks değil, stratejik mesele kabul edeceğiz.
Gençlere yalnızca nasihat değil, gerçek fırsat alanı açacağız.
Başarı hikâyelerini görünür kılacağız.
Adaleti, liyakati ve emeğin karşılığını güçlendireceğiz.
Toplumsal güveni yeniden inşa edeceğiz.
Dayanıklı toplum sadece deprem çantasıyla olmaz.
Dayanıklı toplum güçlü zihinle olur.
Umut romantik bir kelime değildir.
Bir ülkenin üretim gücüdür.
En tehlikeli afet,
ilan edilmeden başlayandır.
Ve toplumlar bir anda çökmez.
Önce içten vazgeçer.
Bugün görmezsek,
yarın konuşacak enerjimiz bile olmayabilir.
Anasayfa
Yazarlar
Zehra Ünal
Yazı Detayı
Bu yazı 9362 kez okundu.
RUHSAL AFET: TÜRKİYE’NİN HENÜZ İLAN EDİLMEMİŞ KRİZİ
Deprem olunca toplanma alanı arıyoruz.
Sel olunca yüksek yerlere çıkıyoruz.
Ekonomi daralınca tasarrufa gidiyoruz.
Peki bir toplum içten içe çökerken ne yapıyoruz?
Hiçbir şey.
Çünkü bu kriz haber bültenlerine “son dakika” olarak düşmüyor.
Sokaklarda siren çalmıyor.
Ama bir ülke yavaş yavaş iç enerjisini kaybediyor.
Türkiye’nin bugün en büyük görünmeyen tehlikesi su krizi değil.
Enerji krizi değil.
Siyasi kriz de değil.
En büyük risk: Toplumsal vazgeçiş.
İnsanlar Artık Kızmıyor, Vazgeçiyor
Bir dönem insanlar tepki verirdi.
Şimdi susuyor.
Bir dönem gençler hayal kurardı.
Şimdi “zaten olmaz” diyor.
Bir dönem insanlar değiştirmek isterdi.
Şimdi sadece idare ediyor.
Tehlike tam burada başlıyor.
Çünkü bir toplum öfkeliyken hâlâ canlıdır.
Ama vazgeçtiğinde, içten içe çözülür.
Ve çözülme sessiz olur.
Ruhsal Afetin Belirtileri
Gençlerde kronik gelecek kaygısı.
30’lu yaşlarda tükenmişlik.
40’lı yaşlarda kabullenilmiş yorgunluk.
Çocuklarda erken büyüyen endişe.
İnsanlar artık daha az risk alıyor.
Daha az üretmek istiyor.
Daha az hayal kuruyor.
En çarpıcı gösterge şu:
İyilik görünce şaşırıyoruz.
Normal olan iyilikti.
Şimdi istisna gibi geliyor.
Bu alarmdır.
Bu Bir Ekonomik Değil, Psikolojik Kırılma
Ekonomik kriz düzelir.
Altyapı onarılır.
Politika değişir.
Ama bir toplumun umut kası zayıflarsa,
onu yeniden güçlendirmek kuşak alır.
Umut bir duygu değildir.
Bir kalkınma enerjisidir.
İnanmayan toplum yatırım yapmaz.
Güvenmeyen toplum üretmez.
Hayal kurmayan toplum yenilik çıkarmaz.
Ve en tehlikelisi:
Reflekslerini kaybeder.
Asıl Afet Bu
Afet sadece yer kabuğunun kırılması değildir.
Toplumsal dayanıklılığın kırılmasıdır.
Ruhsal çöküş başladığında:
Beyin göçü artar.
Nitelikli insanlar sessizce uzaklaşır.
Kalanlar minimum enerjiyle yaşamaya başlar.
Toplum sıradanlığa razı olur.
Bu bir çığ değildir.
Bu yavaş eriyen bir buzuldur.
Ve en tehlikelisi:
Gürültüsüz ilerler.
Diyeceksiniz ki…
“Abartıyorsun.”
“Her dönem böyleydi.”
“Gençler zaten hep umutsuzdu.”
Keşke öyle olsa.
Ama bugün farklı olan şu:
Yorgunluk geçici değil, kalıcılaşıyor.
Kaygı dönemsel değil, karaktere dönüşüyor.
Vazgeçiş bireysel değil, yaygınlaşıyor.
Bir sabah uyanıp gençlerin artık hiçbir şeye heyecan duymadığını,
çalışanların sadece günü kurtardığını,
çocukların hayal yerine kaygı kurduğunu fark ettiğimizde…
İşte o gün geç olabilir.
Bu yazı bir kehanet değil.
Bir alarmdır.
Peki Ne Yapacağız?
Önce inkâr etmeyeceğiz.
Ruh sağlığını lüks değil, stratejik mesele kabul edeceğiz.
Gençlere yalnızca nasihat değil, gerçek fırsat alanı açacağız.
Başarı hikâyelerini görünür kılacağız.
Adaleti, liyakati ve emeğin karşılığını güçlendireceğiz.
Toplumsal güveni yeniden inşa edeceğiz.
Dayanıklı toplum sadece deprem çantasıyla olmaz.
Dayanıklı toplum güçlü zihinle olur.
Umut romantik bir kelime değildir.
Bir ülkenin üretim gücüdür.
En tehlikeli afet,
ilan edilmeden başlayandır.
Ve toplumlar bir anda çökmez.
Önce içten vazgeçer.
Bugün görmezsek,
yarın konuşacak enerjimiz bile olmayabilir.
Ekleme
Tarihi: 16 Şubat 2026 -Pazartesi
RUHSAL AFET: TÜRKİYE’NİN HENÜZ İLAN EDİLMEMİŞ KRİZİ
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
