Zehra Ünal
Köşe Yazarı
Zehra Ünal
 

Güneşe Aşık Gelincikler Gibi

Bahar geldi mi, insanın içi bir şeyleri hatırlar… Ama adını koyamaz. Sabah güneşi perde arasından süzülürken, odanın içi değil de sanki içimiz aydınlanır biraz. Bir ferahlık çöker… Sebebini bilmediğin ama iyi gelen bir şey gibi. Dışarı çıkarsın… Rüzgâr yüzüne çarpar. Ama sert değil… Tanıdık gibi. Sanki bir yerlerden seni biliyor. Erik ağaçlarının dallarına dokunur, çiçekleri alır, havaya bırakır. Bir süre öylece izlersin… Kar yağmıyordur ama beyaz beyaz düşer o çiçekler. Sessiz, hafif, acele etmeden… O an kimse konuşmasa da olur. Çünkü doğa zaten anlatıyordur derdini. Bir kırlangıç geçer başının üstünden. Sonra bir tane daha… Gökyüzünde çizdikleri yolları izlersin. Ne telaşları vardır ne de duracak halleri. Ama tuhaf bir şekilde içini dinlendirirler. Toprak bambaşka kokar bu mevsimde. Yeşil, bildiğimiz yeşil değildir artık. Daha canlı, daha yakın… Sanki dokunsan elinde kalacak gibi. Tarlalar uzanır gider, gözün yorulmaz bakmaktan. Bir yerde papatyalar açmıştır. Öyle gösterişli değillerdir ama dönüp dönüp baktığın şey hep onlardır. Temiz… Sade… Olduğu gibi. Ve gelincikler… Hiçbir çiçek onlar gibi değildir. Rüzgâr esse eğilirler, güneş çıksa yüzlerini ona dönerler. Ne saklanırlar ne de fazla dururlar. Kısacık ömürlerinde bile dolu dolu yaşarlar sanki. Bir gelinciğin güneşe duruşu vardır… İnsana bir şey söyler ama kelimesiz. Nisan yağmuru düşer bazen. Öyle ansızın… Kaçacak yer aramazsın bu sefer. Islanmak istersin biraz. Yağmurun sesi, toprağın kokusuna karışır. Bir süre hiçbir şey düşünmezsin. Bahar böyle bir şey işte… Büyük cümleler kurdurmaz. Sessizce yaklaşır, yanına oturur gibi… Bir gülümseme olur bazen yüzünde, nereden geldiğini bilmezsin. Birini hatırlarsın… Ya da sadece kendini. Kuzuların koşturmasında, Tayların rüzgârla yarışında, Bir şelalenin telaşlı neşesinde aynı şey vardır: Hayatın kendi hali… Ve bahar, bunu hiç zorlamadan gösterir.
Ekleme Tarihi: 10 Nisan 2026 -Cuma
Zehra Ünal

Güneşe Aşık Gelincikler Gibi

Bahar geldi mi, insanın içi bir şeyleri hatırlar…
Ama adını koyamaz.
Sabah güneşi perde arasından süzülürken, odanın içi değil de sanki içimiz aydınlanır biraz. Bir ferahlık çöker… Sebebini bilmediğin ama iyi gelen bir şey gibi.
Dışarı çıkarsın…
Rüzgâr yüzüne çarpar. Ama sert değil… Tanıdık gibi. Sanki bir yerlerden seni biliyor. Erik ağaçlarının dallarına dokunur, çiçekleri alır, havaya bırakır. Bir süre öylece izlersin…
Kar yağmıyordur ama beyaz beyaz düşer o çiçekler. Sessiz, hafif, acele etmeden…
O an kimse konuşmasa da olur.
Çünkü doğa zaten anlatıyordur derdini.
Bir kırlangıç geçer başının üstünden.
Sonra bir tane daha…
Gökyüzünde çizdikleri yolları izlersin. Ne telaşları vardır ne de duracak halleri. Ama tuhaf bir şekilde içini dinlendirirler.
Toprak bambaşka kokar bu mevsimde.
Yeşil, bildiğimiz yeşil değildir artık. Daha canlı, daha yakın… Sanki dokunsan elinde kalacak gibi. Tarlalar uzanır gider, gözün yorulmaz bakmaktan.
Bir yerde papatyalar açmıştır.
Öyle gösterişli değillerdir ama dönüp dönüp baktığın şey hep onlardır. Temiz… Sade… Olduğu gibi.
Ve gelincikler…
Hiçbir çiçek onlar gibi değildir.
Rüzgâr esse eğilirler, güneş çıksa yüzlerini ona dönerler. Ne saklanırlar ne de fazla dururlar. Kısacık ömürlerinde bile dolu dolu yaşarlar sanki.
Bir gelinciğin güneşe duruşu vardır…
İnsana bir şey söyler ama kelimesiz.
Nisan yağmuru düşer bazen.
Öyle ansızın…
Kaçacak yer aramazsın bu sefer. Islanmak istersin biraz. Yağmurun sesi, toprağın kokusuna karışır. Bir süre hiçbir şey düşünmezsin.
Bahar böyle bir şey işte…
Büyük cümleler kurdurmaz.
Sessizce yaklaşır, yanına oturur gibi…
Bir gülümseme olur bazen yüzünde, nereden geldiğini bilmezsin.
Birini hatırlarsın…
Ya da sadece kendini.
Kuzuların koşturmasında,
Tayların rüzgârla yarışında,
Bir şelalenin telaşlı neşesinde aynı şey vardır:
Hayatın kendi hali…
Ve bahar, bunu hiç zorlamadan gösterir.

Yazıya ifade bırak !

Diğer Yazıları

17
Eylül
13
Ağustos
25
Temmuz
16
Mayıs
18
Nisan
03
Mart
27
Şubat