Yaz sabahları kapı önlerinde, parklarda burnumuza dolan o taze biçilmiş çim kokusunu hepimiz çok severiz. İçimize çeker, ferahlarız. Oysa modern bilimin bize fısıldadığı o tekinsiz gerçeği çoğumuz görmezden geliriz: O koku, gövdesi kesilen bir bitkinin doğaya saldığı kimyasal bir imdat çığlığıdır. İnsan, kendi estetik konforunun ve anlık hazzının kokusunu severken, ötekinin can havlini duyamayacak kadar sağırdır. Dünyanın düzeni tam da bu eşikte kuruludur; birinin yaşamı, diğerinin feda edilişinin kokusuyla harmanlanır.
Bu Kurban Bayramı…
Her yıl aynı basmakalıp tartışmaların, klişe bayram tebriklerinin ve ne yazık ki ete indirgenmiş sığ yaklaşımların gölgesinde kalan o kadim ritüel. Gelin bu kez madalyonun diğer yüzünü çevirelim. Masalları, hurafeleri, popüler kültürün sığ sularını bir kenara bırakıp meseleye o canın gözünden, insanlığın ortak mitolojik hafızasından bakalım.
Kurban, İbrahimi gelenekle doğmadı; insanlığın varoluşsal borçluluk bilinciyle doğdu. Azteklerden Mayalara kadar kadim toplumlar, güneşin her sabah yeniden doğmasını, toprağın mahsul vermesini evrensel bir “diyet” ödeme mekanizmasına bağlamıştı. Can, ancak başka bir canın feda edilmesiyle sürerdi.
Yunan mitolojisinde Agamemnon’un Truva’ya yelken açabilmek için öz kızı Iphigenia’yı kurban etmek üzereyken gökten bir geyiğin indirilmesi sahnesi boşuna değildir. O an, insanlığın vahşi kurban kültüründen “merhametli” ve sembolik bir değiş tokuşa geçişinin; yani canın canla takas edilmesinin mitolojik ilk büyük kırılmasıdır. Kurban, bir yok oluş değil; İskandinav mitolojisindeki ilk dev Ymir’in bedeninden dünyaların yaratılması gibi, yeni bir formda var oluş döngüsüdür.
Peki, bizim coğrafyamızda bu döngü hayvana nasıl yansır?
Bayram sabahı her zamankinden farklı bir şefkatle taranır hayvanın tüyleri. Sonra alnına, sırtına kına yakılır. Anadolu hafızasında kına, alelade bir süs değildir; askere yakılır vatana, geline yakılır yuvasına, kurbana yakılır Yaradan’a adansın diye. O kızıllık hayvanın tüyüne işlendiğinde, artık o sürüden bir parça değil; kozmik bir emanettir. Hayvana verilen bir “şeref rütbesidir.”
Ve o an gelir…
Bıçak parıldarken havada asılı kalan o tekinsiz sessizliği, pes perdelerden yükselen tekbirler ve salavatlar böler. Kulaktan kulağa fısıldanan bu sesler, vahşi doğanın av-avcı ilişkisindeki o panik çığlığı değildir. İslam fıkhının hayvana eziyeti, bıçağı göstermeyi dahi yasaklayan o derin saygısı, salavatın ritmik melodisinde gizlidir.
Salavat, hayvanın kulağına fısıldanan kozmik bir ninnidir aslında…
Korkuyu teslimiyete dönüştüren, frekansı düşüren, canı alanla canı veren arasındaki o ontolojik bağı kuran bir veda şarkısıdır. İnsan, canını alacağı varlığın ruhunu sakinleştirmek için evrenin en kutsal isimlerini zikrederken; hayvan da kelimeleri bilmese bile havaya sinen o “büyük teslimiyet” frekansını hisseder.
O artık bir kasabın kurbanı değil, varoluşun sofrasına sunulan bir ikramdır.
Bugün market raflarından, süslü paketlerden et alırken doğanın o kanlı canlı gerçeğinden kaçan modern insan, Kurban Bayramı’nda vahşi bir yüzleşme yaşar. Çünkü kurban kesmek; primitif bir kan dökme eylemi değil, bir canın başka bir canı yaşatmak için kendi varlığından vazgeçmesi, insanın da bu feda oluş karşısında kibrini ayaklar altına alıp şükürle eğilmesidir.
Bu bayram sofranıza gelen o paya bakarken, arkasındaki o derin teslimiyeti, kulaklardaki o sakinleştirici salavatı ve tıpkı taze biçilmiş çim kokusunda olduğu gibi hayatın ölümle olan o ezeli bağını hissedin. Çünkü gitmek, bazen kalana hayat vermenin en kutsal yoludur.
Ve belki de bu bayram, sadece sofraları değil; kırılmış gönülleri, uzak düşmüş insanları, suskun bırakılmış sevgileri de hatırlama zamanıdır. Araya yıllar, yollar, kırgınlıklar girse de bazı bağlar kopmaz. Çünkü mesafe dediğin sadece haritada olur; ruhu bir olanın omuzu hep yanı başındadır.
Bu vesileyle; kalbi uzağa düşmüş herkesin, sevdiklerine sarılamayanların, eksik sofralara rağmen şükretmeyi bilenlerin Kurban Bayramı’nı yürekten kutluyorum. Dilerim bu bayram, sadece kapıları değil, insanların birbirine kapattığı tüm yolları da yeniden açar.
