Düne kadar mutfağındaki mütevazı sofradan "olağanüstü lider" masalları yazanlar, bugün aynı sofrayı yerden yere vuruyor. Yıllarca aynı masada oturanlar, aynı kürsülerde konuşanlar, aynı fotoğraflarda omuz omuza poz verenler; bugün sanki Kemal Kılıçdaroğlu ile hiç yol yürümemiş, hiç aynı davaya inanmış, hiç aynı cümleleri kurmamış gibi davranıyor.
İnsan ister istemez soruyor: Siz gerçekten fikir değiştirdiniz mi, yoksa yalnızca yön mü değiştirdiniz?
Çünkü fikir değişikliği gerekçe ister, vicdan ister, özeleştiri ister. Oysa bugün izlediğimiz tablo, bunların hiçbirini barındırmıyor. Dün "tek umut" dediklerine bugün bütün başarısızlıkların faturasını kesenler, kendi geçmişleriyle tek kelime hesaplaşmadan yeni bir hikâye yazmaya çalışıyor.
İşte tam da burada hukukun çok önemli bir kavramı devreye giriyor: Butlan.
Butlan, baştan itibaren hükümsüzlük demektir. O hâlde sormak gerekir; yıllarca millete anlattığınız hikâyeler mi hükümsüzdü, yoksa bugün anlattıklarınız mı? Dün "Atatürk'ün partisi" diyerek siyaset yaptığınız yer bugün bir gecede değersiz hâle geldiyse, değişen Atatürk'ün ilkeleri değildir. Değişen, siyasi konfor alanınızdır.
Bugün CHP'den yeni kurulan partilere yönelenlerin çizdiği pembe tablo da aynı soruyu büyütüyor. Yeni partiler elbette kurulabilir, insanlar elbette tercihlerini değiştirebilir. Demokrasi bunu zaten gerektirir. Ancak kimse kendi tercih değişikliğini ahlaki üstünlük kisvesine büründürmesin.
Asıl rahatsız edici olan da budur.
CHP'de kalmayı tercih eden insanlar neden küçümseniyor? Neden "hâlâ göremediniz mi?", "uyanamadınız mı?" gibi cümlelerle aşağılanıyor? Aynı ilkelerin arkasında durmayı seçmek ne zamandan beri zayıflık oldu? Herkesin aynı anda aynı yöne yürümesini beklemek demokrasi değil, biat kültürüdür.
Düne kadar aynı sloganları atanların bugün geride kalanlara akıl vermesi, siyasetin en büyük ironilerinden biridir. Dün alkışladığınız insanları bugün hedefe koyarken, yarın bugün alkışladığınız isimleri de aynı kolaylıkla terk etmeyeceğinizin garantisini kim verebilir?
Millet artık bu senaryoyu ezbere biliyor.
Önce bir lider göklere çıkarılıyor. Ardından bütün umutlar tek kişiye yükleniyor. Sonra ilk krizle birlikte dünün kahramanı bugünün günah keçisi ilan ediliyor. Ardından yeni bir kurtarıcı bulunuyor ve aynı döngü yeniden başlıyor.
Adına da değişim deniliyor.
Hayır...
Bunun adı değişim değil; siyasi hafızasızlıktır.
Bunun adı yenilenme değil; sorumluluktan kaçıştır.
Bunun adı cesaret değil; rüzgârın yönüne göre saf değiştirmektir.
Ve belki de bütün bunların hukukta tek bir karşılığı vardır: Butlan.
Artık kapalı kapılar ardında fısıldaşma dönemi bitti. İnsanlar dün söylediklerinizi de, bugün söylediklerinizi de hatırlıyor. Hiç kimse milletin hafızasını küçümsemesin.
Çünkü bu millet parti değiştirenleri değil, ilke değiştirenleri unutmaz.
Ve tarih, dün alkışladığını bugün inkâr edenleri değil; zor zamanda bile savunduğu değerin arkasında durabilenleri yazar.
Anasayfa
Yazarlar
Zehra Ünal
Yazı Detayı
Bu yazı 1287 kez okundu.
Siyasetin Son Bükücüleri ve Mide Bulandıran Tiyatro
Düne kadar mutfağındaki mütevazı sofradan "olağanüstü lider" masalları yazanlar, bugün aynı sofrayı yerden yere vuruyor. Yıllarca aynı masada oturanlar, aynı kürsülerde konuşanlar, aynı fotoğraflarda omuz omuza poz verenler; bugün sanki Kemal Kılıçdaroğlu ile hiç yol yürümemiş, hiç aynı davaya inanmış, hiç aynı cümleleri kurmamış gibi davranıyor.
İnsan ister istemez soruyor: Siz gerçekten fikir değiştirdiniz mi, yoksa yalnızca yön mü değiştirdiniz?
Çünkü fikir değişikliği gerekçe ister, vicdan ister, özeleştiri ister. Oysa bugün izlediğimiz tablo, bunların hiçbirini barındırmıyor. Dün "tek umut" dediklerine bugün bütün başarısızlıkların faturasını kesenler, kendi geçmişleriyle tek kelime hesaplaşmadan yeni bir hikâye yazmaya çalışıyor.
İşte tam da burada hukukun çok önemli bir kavramı devreye giriyor: Butlan.
Butlan, baştan itibaren hükümsüzlük demektir. O hâlde sormak gerekir; yıllarca millete anlattığınız hikâyeler mi hükümsüzdü, yoksa bugün anlattıklarınız mı? Dün "Atatürk'ün partisi" diyerek siyaset yaptığınız yer bugün bir gecede değersiz hâle geldiyse, değişen Atatürk'ün ilkeleri değildir. Değişen, siyasi konfor alanınızdır.
Bugün CHP'den yeni kurulan partilere yönelenlerin çizdiği pembe tablo da aynı soruyu büyütüyor. Yeni partiler elbette kurulabilir, insanlar elbette tercihlerini değiştirebilir. Demokrasi bunu zaten gerektirir. Ancak kimse kendi tercih değişikliğini ahlaki üstünlük kisvesine büründürmesin.
Asıl rahatsız edici olan da budur.
CHP'de kalmayı tercih eden insanlar neden küçümseniyor? Neden "hâlâ göremediniz mi?", "uyanamadınız mı?" gibi cümlelerle aşağılanıyor? Aynı ilkelerin arkasında durmayı seçmek ne zamandan beri zayıflık oldu? Herkesin aynı anda aynı yöne yürümesini beklemek demokrasi değil, biat kültürüdür.
Düne kadar aynı sloganları atanların bugün geride kalanlara akıl vermesi, siyasetin en büyük ironilerinden biridir. Dün alkışladığınız insanları bugün hedefe koyarken, yarın bugün alkışladığınız isimleri de aynı kolaylıkla terk etmeyeceğinizin garantisini kim verebilir?
Millet artık bu senaryoyu ezbere biliyor.
Önce bir lider göklere çıkarılıyor. Ardından bütün umutlar tek kişiye yükleniyor. Sonra ilk krizle birlikte dünün kahramanı bugünün günah keçisi ilan ediliyor. Ardından yeni bir kurtarıcı bulunuyor ve aynı döngü yeniden başlıyor.
Adına da değişim deniliyor.
Hayır...
Bunun adı değişim değil; siyasi hafızasızlıktır.
Bunun adı yenilenme değil; sorumluluktan kaçıştır.
Bunun adı cesaret değil; rüzgârın yönüne göre saf değiştirmektir.
Ve belki de bütün bunların hukukta tek bir karşılığı vardır: Butlan.
Artık kapalı kapılar ardında fısıldaşma dönemi bitti. İnsanlar dün söylediklerinizi de, bugün söylediklerinizi de hatırlıyor. Hiç kimse milletin hafızasını küçümsemesin.
Çünkü bu millet parti değiştirenleri değil, ilke değiştirenleri unutmaz.
Ve tarih, dün alkışladığını bugün inkâr edenleri değil; zor zamanda bile savunduğu değerin arkasında durabilenleri yazar.
Ekleme
Tarihi: 27 Temmuz 2026 -Pazartesi
Siyasetin Son Bükücüleri ve Mide Bulandıran Tiyatro
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
