Değerli okurlarım Batı halkları çıldırdı. Vicdan kalmamıştı, artık akıl da gitti. Olanlara bakarken utanç duyduğumuz bu karanlık günlerde, bir de felaketlere sürüklenmekle karşı karşıyayız.
Zor durumdayız ve muhakkak kim olduğumuzu hatırlamalıyız. Bizimle aynı yoldan gelenlerin şimdi oldukları yeri görerek, milletimize onurlu ve vicdanlı bir yön vermek, her birimizi için hayatî önem taşıyor.
Gerçekleri yok edemeyiz ama onlardan öğrenerek, hataları tekrar etmeyerek, etrafımızda dolanan beladan kurtulabiliriz.
Makarayı biraz geri sararsak Google’dan aşağıdaki bilgiler çıkıyor:
“Türkiye’de ABD’nin kaç tane üssü var?
ABD’nin Türkiye’de 40 üs ve tesisi olduğu, 26’sının üs olarak kullanıldığı ifade edilmiş.
Bu üslerden Adana-İncirlik Hava Üssü ve İzmir- Çiğli Hava Üssünün en önemlileri olduğu belirtilmiş.
1952’ten bu yana Türkiye’nin toplamda 16 noktasında, ABD Silahlı Kuvvetlerine ait üsler var.
Yine 15 farklı noktada da NATO radarları var.
Ayrıca, 5 farklı noktada; İzmit, Balıkesir, Eskişehir, Konya ve Ankara’da, füze ve nükleer bomba kontrol merkezleri var.
Malatya ve Erzurum’da ise ABD’ye ait nükleer silah depoları var.
ABD’nin Türkiye’de bulunan en büyük askerî üssü, Türk Silahlı kuvvetlerine aittir ve ABD ile ortak kullanımdadır.”
Görülüyor ki, içeriden dışarıdan sarılmış durumdayız.
Benimle yaşıtlar 1945-1946 yıllarında, 17-18 yaşındayken Türkiye’nin bağımsızlığının sona ermesini gördüler.
O yıllar, ABD propagandası ile şişirme olan bir Rusya korkusu ile bağımsızlığımızın ABD’ye aktarılmaya başladığı, yanlışların yapıldığı yıllardı.
1946 ABD’nin meşhur Missouri zıhlısı İstanbul’a gelmişti ve sanki 22 yıl evvel bizi parçalama tamimi yayınlayan ABD değilmiş gibi, inanılmaz bir dostlukla karşılanmış, ağırlanmıştı. O zaman büyüklerimizin lehte söyledikleri ve gazetelerin ABD lehinde yazdıklarını, o iğrenç yalakalığı, burada tekrar etmekten utanç duyarım. Atatürk ise kabrinde ihanete uğramıştı.
Öyle görünüyor ki, bizler hâlâ çıkarımızın nerede olduğunu ve doğru yolu biliyor ama uygulamıyoruz.
Birçoğumuz bize “uzattıkları sözde kazanca” kanarak, geleceğimizin ne berbat olduğunu, benzeri kurbanlar bakarak görmüyor, önemsemiyor, felakete koşuyoruz. Yanlış yoldayız.
Zaman zaman gazetelerden hamaset eksik olmuyor. Örneğin bugün 1 Mart tezkeresi hatırlanıyor ve derin düşünmeden meclisin verdiği ret oyunu bir kahramanlık olarak ifade ediliyorlar.
Sormak gerekir, ülke ABD silah deposu halinde iken, U2 uçakları bizden havalanırken ve hâlâ savaş uçakları bizden havalanırken, 1 Mart tezkeresini ret ile ne kazanıldı? Türkiye itimat edilmez bir ülke statüsüne düşürüldü, PKK desteklendi, 60 bin Türk ve Kürt evladımızın ölümüne neden olundu. Ama yapılması gereken, üslerin kapatılması, bağımsızlığın geri kazanılması, yapılmadı! Zararda olan biziz!
Sorunun tezkere ile bertaraf edilmediği ve o canım ülkenin daha 1946’da aynı düşmana gümüş tepsi içinde sunulduğu hatırlanmıyor. Bunu söylerken ülkemizin her tarafının aynı düşmanla kullanılmakta ve çevrili olduğu da düşünülmüyor.
25 Şubat 2003’te tezkere ret ediliyor ama yıllardır orada duran üslerin devamına, yâni topraklarımızın kısmen işgal edilmiş olmasına, hiçbir yasamıza saygı gösterilmediğine ses çıkarılmıyor!
Biz 2. Dünya Savaşını harbe girmeden atlatan bir Avrupa ülkesiydik. Ve bugünkü durumumuzun başkalarına olan göbek bağımızdan ve onlar başka ülkelere saldırdığında, onlara yataklık etmekte olduğumuzdan, bizim de bombalanacağız, hem de kötü komşu olacağız.
Şu anda Ortadoğu batağına en hafif şekilde bile karışmamız, Türkiye Cumhuriyetinin sonu olur.
Derhal bütün ABD üslerinin kapatıldığı beyan edilmeli ve topraklarımızdan askerî uçuşlar ve füze atımları yapılıyorsa durdurulmalıdır.
Vatanseverlik ve gerçek inanç bunu gerektirir.
