Ülke de ona benzer, halkı sahip çıkmazsa, düşmanlarının ve çıkar peşindekilerin yemidir. Sömüren azınlık refahta mutlu olur. Ülkeye sahip çıkmayanlar, fakirlik içinde mutsuz olur. Mutsuz halk, şikâyetle yetinip ayrıntılarla uğraşır ve ana sorunları düzeltemezse, ülke yok olma yoluna girer.
Türkiye 1945’ten beri bu tuzak içinde ana sorunlarını çözemedi ve şimdi BOP’nin son safhası ile parçalanma tehlikesindedir.
Sevr’i geri getirmek isteyenlerden ABD ünlüleri şunları dediler: Kurt Ziemke “Yapılması gereken Atatürk’ün din ve Kürt düşmanı olduğunu yaymaktır, Samuel Hantington “Türkiye Atatürk’ün mirasını reddetmelidir”, Paul Henze “Atatürkçülük öldü, Nurcular ileri”, Greham Fuller “Kemalizm’e son verin, Osmanlıyla övünün”. Hepsini yaptılar, halkımız seyirci kaldı, soyulmuş soğana döndük!
Ve Atatürk ilke ve sevgisini yıkmak için, halk onun dinsiz olduğu yalanlarıyla aldatıldı. Yapay olarak ikiye bölündü.
Doğruyu bilenler yalanları düzeltmeye çalışmadı ve aradaki ayrılık derinleşerek, kardeşi kardeşe düşman yaptı! Gerçek şu ki, Atatürk ve Din yüzünden ayrılmış olanlar suçlu değil, onlar da bizim kardeşlerimiz. Suçlular, onlara doğruyu öğretmemiş, cehâlette bırakmış olanlardır.
Atatürk dinsiz değildi. İslam dini üzerinde uzman olan Prof. Dr. Y. Nuri Öztürk bunu kitaplarında çok kere yazdı. Onun, İslam’ı Azamdan sonra, Kur’an’da yapılmış tahriflerden kurtarmaya çalışmış ilk kişi olduğunu, halkın okuduğunu anlayarak dine bağlanması için Kur’an’ı tercüme ettirdiğini yazdı.
Atatürk’ün dinin önemi hakkında söyledikleri ve yaptıkları hakkında çok kitap yazıldı. Ama kitap okumayan halkımıza fayda etmedi. Benimki gibi yazılarla da, yılların yanlışları silinemedi.
Doğruyu dinlenebilecek şekilde anlatmak için gereken bilgi ve zahmetin yanında, onu uygulayacak örgütün CHP olması gerekirdi.
CHP’nin bu hamleyi yapmamış olması üzücü, hem de hesabı sorulması gereken bir yanlıştır.
Eğer biraz aklımız varsa son darbe inip ülke parçalanmadan, bileşik bir toplum olmak için çalışırız.
En kısa zamanda Atatürk karşıtı olan vatandaşların göreceği, işiteceği ve okuyabileceği bir kampanya, basının da desteği alınarak, devamlılıkla ve akıllıca yapılmalıdır.
Atatürk’ün dinsiz olmadığının gösteren yüzlerce delil ortaya dökülmeli. Laikliğin dinsizlik olmadığı açıklıkla anlatılmalı. Kur’an’daki yanlış Sure ve Hadislerinin doğruları açıklıkla gösterilmeli. Dindar ile dinci arasındaki fark açıklanmalı. Camiye gitmekle dindar olunmadığı, dinin ön ilkesinin vicdan, doğruluk, yardım ve bilim olduğu, Atatürk ilkelerinin ve laikliğin de bunları içerdiği öğretilmeli.
Ve bunlar bıkmadan, sabırla, özenle, ustalıkla, çeşitli yöntem ve yollarla, doğruyu bilmeyen tek kişi kalmayıncaya kadar, halka sevgi ile, zorlamadan, devamlılıkla yapılmalı.
Konuyu TV de konuşurken ders verir gibi değil, kardeşçe, severek, isteyerek, değerli hocamız merhum İlber Ortaylı gibi, tane tane, itimat telkin ederek konuşulmalı. Kürsüden, promtırdan anlaşılmayan cümlelerle değil, eğitimsiz ve engellilerin takip ve ihata edeceği yavaşlıkla, kızmadan, bağırmadan, sükûnetle yapılmalı.
Kampanyanın başarılı olması için gereken bilgiler mevcut. Aşağıdan yukarıya yapılması gereken bu hareket, 84 yıl evvel yıkılan Köy Enstitülerinin yeniden inşası niteliğinde bir kalkınma olur. Birlik doğurur! Birlikten güç doğar.
Güçlü ve birlik olursak, ABD/Siyonist İsrail ikilisinin vahşetine ve sinsi gayelerine karşı güçlü ve caydırıcı olabiliriz. İran savaşından alınacak ders te budur.
Bu yol içine düşürüldüğümüz durumdan bizi kurtaracak, en önde olan, temel sorunlarımızdan birisini ortadan kaldıracak yoldur.
Özgürlük ve bağımsızlığımızın yoludur.
