Çünkü bütün yalanlar, yanlışlar, vicdansızlık, vahşet, hak yemek, sömürü, istibdat, adâlet yokluğu, insan haklarının çiğnenmesi, emperyalizm, yâni her pislik, “demokrasi” örtüsünde aklanır ve göz göre göre de aklanıyor!
Webster sözlüğüne göre:
Demo= A combining form meaning “people”.
Democracy= Government by the people.
Platon, “Devlet” eserinde demokrasiyi, “Bilgisizliğin ve demagogların yönetime gelmesine zemin hazırlayan, istikrarsız ve yozlaşmış bir sistem olarak eleştirir. Ona göre devleti yönetmek, özel eğitim ve akıl gerektiren bir uzmanlık işidir; ehliyetsiz halk kitlelerinin oylamaları sistemi kaosa ve nihayetinde tiranlığa sürükler” der.
Aristoteles, “Demokrasiyi çoğunluğun kendiçıkarlarını gözettiği yozlaşmış bir yönetim biçimi “ olarak eleştirir.
Sokrates, “Demokrasiyi ehil olmayanların yönetimi’’ olarak görür.
Yâni, demokrasi hiçbir zaman iyi bir yönetim sistemi olmamış! Bu nedenle de, biz ve ABD dahil birçok ülkenin anayasasında, demokrasi değil, Cumhuriyet” yönetim şekli olarak kullanılıyor.
Demokrasi, var olduğu algısını doğuranlar tarafından, aynen dinde olduğu gibi, seçilen azınlığın çıkarları için kullanıldı, karşı çıkılması zor olan güçlü bir sömürü aygıtı oldu.
Ben Komünist değilim, sağcı, solcu, ortacı, dinci, faşist te değilim. Ben, Kemalizm’e, Atatürk ilkelerine, Altı Ok’a bağlıyım. Kemalizm’in içinde yeteri kadar sosyalizmin de var olduğunu biliyor, görüyor ve inanıyorum.
Sosyal Demokrat sözü, Karl Marx ve Engels’in başarılarına karşı ortaya atılmış bir emperyalist düzmesi olduğundan, kullanılmasını kınıyorum. Demokrasi aldatmacası yerine, ilkelerin ve AltıOku’un kullanılmamasını da hep kınıyorum.
En değerli yazarlarımız bile “demokrasi” sözünü onlarca defa kullanıyorlar. Altı Ok’u kullanmalarının, alışkanlık yaratacağına ve çok daha olumlu yol gösterici olacağına eminim.
Bazı ülkelerde ders olarak okutulan Kemalizm ve Altı Ok, sadece CHP’ye ait olarak değil, bu ülkenin yapısına en uygun yönetim kuralları olarak algılanmalıdır. Aksini yapmak gerçeğin kaybıdır.
Son günlerde, üniversite mezunlarının üçte birini işsiz olduğunun ekonomiye ne kadar büyük bir kayıp oluşturduğu konuşulmaktaydı.
İş gücü değerinin üniversite mezunlarının sayısını arttırmak ile ölçmek yanlıştır. Lise mezunu, orta okul mezunu, ilkokul mezunu, sanat okulu mezunu, çiftçisi, köylüsü diye ayrım yapılmamalı. Toplum çeşitli bireylerin çeşitli sahalarda çalıştığı, bütün olarak değerlendirilmeli.
Hayvanına bakan, tarlasını süren, yününü kirmanlayan, halısını, kilimini dokuyan, kültürel ve sanatsal geleneklerini sürdüren, eğitimsiz de olsa, cahil değil. Her birisi ayrı ayrı vazgeçilemez varlıklarımız. Ve aynı değerli konumda varlar.
Cehalet ise, düşünmeden körü körüne biat tır. Diğerlerinin her biri kendi sahasında, kendi yetenekleri ile, bizim milli servetimiz. Aralarında kişisel değer farkları olduğu da düşünülmemeli.
Köylüsünün, çiftçisinin kültürüne, deneyimine, dayanmayan bir toplum yok olmaya mahkumdur. Milli kimliğimizin yok olması, eğitimin çökmesi, değerlerimizin yozlaştırılması, düşmanlarımızın istediğidir. Yozlaşmamız onları sevindirir.
Çıraktan yetişme geleneği neredeyse tamamen yok oldu. En azından onun yerini sanat okullarının alması gerekirdi. Gereken hamle eskiyi bilen sanatkârlar henüz hayatta iken yapılmazsa, bütün milli özelliklerimizi kaybederiz.
Her dalda sanatkârlar yetiştirmek, ulus olarak var olmanın, kaçınılmaz bir gereksinimidir. Ulusun varlığı, örf, adet ve geleneklerinin varlığının korunmasına, yaşatılmasına ve zenginliğine bağlıdır.
Biliyoruz ki gerçek demokrasisi olan bir ülke yok. Çoğunlukla demokrasiye yakın gelen bir ülke bile yok. Çünkü olması neredeyse imkânsız. Olması insanın yapısıyla bağdaşmıyor.
Ama, Atatürk ilkeleri insanımızın yapısıyla bağdaşıyor. Bağdaştığı kısa zamanda başarılan devrimlerle kanıtlandı ve tarihe bir ilk olarak geçti.
Demokrasi sözü ile kendimizi aldatmayalım.
Atatürk sevgisi ve onun ölmeyen gücü, bu ülkenin birleştiricisidir. Birlikte hareketi unutmayalım!
